|
Ağrı
Yurdumun doğusunda bir garip şehir,
Dağlar arasında yanlızdir şimdi.
Tesbih tesbih kanaat ve tevekkül,
Bir Eyyüp sabrında ömür tüketmektedir.
Kanıt kanıt tarih yatar,toprağında taşında,
Büyük Osmanlı,muhteşem İshakpaşada yaşar.
Yontulmuş taşında heykel heykel Urartular.
Selam Alparslan ordusu,selam size kartal bakışlılar,
Çaldıran Ovasına doğru eserken Yavuz'un fırtınası,
Hünkarın bileğinde kas kas yağız atlılar.
Atlılar,atlılar
Ağrı'dan kanatlandılar.
Soğuk diyarlardan aç ayılar,
Nankör kediler,evimizde beslediğimiz,
Pençe pençe,salya salya,Ağrı'ya saldırdılar.
Kılıçgedükte Hacı İsa Beyler,Hüseyin Paşalar
Sarp dağları,kayalıkları
Rus'a,Ermen'iye mezar yaptırdılar.
İlmin zirvesi Ağrıdağı gibi muhteşem,
Kar beyazı timsali teslimiyetin,
Türbesinde nurdan bulutlar, Şeyh Ahmet Hani'nin.
Sakallarından damla damla,tel tel yağar,
Nurdan kitabeleri bu mübarek dinin,
Molla Ahmet,Molla Zahir,Molla Nadir'in.
Dağ eteklerine yayılır mor koyunlar.
Kaval seslerine karışır,yanık türküler,
Sinek yaylasından Eleşkirt ovasına,
Destan destan,masal masal,türkü türkü,
Siyabent Ahmet,Memo-Zinler.
Uzun örgülü saçlarını uçurumlara sarkıtan,
Elleri nasırlı köylü kızlar,
Kirman kirman yün örmekteler,
Yaşlı kadınlar,ilmek ilmek halılara,
Desen desen hayat dokumaktalar.
Bahar gelir,kara inat fışkırır kardelenler,
Uçsuz bucaksız lale bahçesi tarlalar.
Eser yamaçlardan tütsü tütsü,
Yaban çiçeklerden burcu burcu kokular.
Koyunlar kuzulara karışır
Berodan vakti,meleşir çocuklar,
Gömleksiz,donsuz,çıplak ayak çocuklar...
Aladağ eteklerinde,Taşlıçay kenarında,
Büyük büyük hayaller kurmaktalar.
Yaz kısa sürdü,şimdi sonbahar.
Kösedağ gibi yığılır tezekten koruganlar.
Tırpanlar bir dahaki yaza bilenmiş.
Merekler saman dolu,dağ dağ yığılmış otlar
Kar yağdı yükseklere Ekim onbeş,
Bir derviş sessizliğinde geldi kış.
Ölüm geldi,hareketsizlik,durgunluk,
Bembeyaz örtülerin altında mezralar,köyler,
Nevruzun diriliş saatini beklemektedir.
Burada yaşam mevsimler gibidir.
Doğumlar,ölümlerin kurdelasını kesmektedir.
Gebe kadınlar,atlı kızaklarda doğum,
Karlı tepelerde can vermektedir.
Çocuklar yarı aç,yarı tok
Bir parça tandır ekmeğiyle yaşamaktadır.
Bir parça tandır ekmeği büyüklüğünde onlar için hayat,
Kıraç bir tarla,boz bir at,bir kaç koyun,
Tüm hayal ufkunu bunlar süslemektedir....
Yayık yayar yorgun analar,
Sağım sırasına dizili ak,mor,kara koyunlar.
Lor olur,peynir olur,ak ak emekler.
Un,bulgur,biraz yağ,biraz kanaat kilerler,
Bir kırık kılıçla Cmışkırana direnmektedir.
Çocuklar kod kod oynar,kap oynar,
Şenglo-menglo dinlenir bilge dillerden.
Aç kurtlar dağlardan köylere iner.
Tandır başında yaşlı adamlar,
Tütün tütün düşünce sarmaktadır.
Babalar üzgün,babalar umutsuz,teleşlı
Analar kısır tarlalara inat,doğurmaktadır.
Beş para uğruna beşer beşer hayat toprağa,
Aşiret rüzgarlarıyla savrulmaktadır.
Büyük adamlar,büyük büyük sözlerle,
Gelecek adına halkı kandırmaktadır.
Cahil cesur olur.
Silah değil,kalem ister solgun yüzlü çocuklar,
Her gün gencecik bedenler sokulur mezarlara,
İş gerek,aş gerek ölüm var namlularda,
Gündüzler geceye gebe kalmaktadır.
Kahvehane çay ve duman,sokakta avare insan seli,
Kitap taşıyacak omuzlarda,boyacı sandıkları
Sıcak bir yuva hayaliyle delikanlılar,
Göçmen kuşlar gibi diyardan diyara savrulmaktadır.
Tuğla tuğla yükselir hayali,harca karışır teri,
Karşısında lüks hayatlar,yaldızlı gökdelenler
Düzgün kıyafetliler arasında,tıraşı uzun esmer gençler,
Varoşların acılı çocuğu,arabesk dinlemektedir.
Dev iştahı kabaran kentin ortasında
Anadan,babadan,yardan vazgeçmektedir.
Yıllardır aylak aylak akar Murat.
Yalar durur,siler süpürür bereketli tarlaları
Hamur vadisindeki kayalıklar,
Bir barajın hayaliyle erimektedir.
Kanal kanal,bulut bulut yağmur bekler ovalar,
Yuva ister,kurtlar,kuşlar,insanlar
Dağlar kel,dağlar çıplak
Esen her soğuk rüzgarla ürpermektedir.
Ağrı duru,Ağrı berrak,Ağrı güzellik,
Meteor.Balıklıgöl,Ararat,
Bir de buna İshakpaşa Sarayını ka,
Yerli,yabancı turiste göz kırpmaktadır.
Oysa Ağrı acılı,Ağrı dertli,Ağrı ağrılı
Yakup'un Yusuf'u kuyuda yitirdiği gibi
Dağlar ardında unutulmuş yetim gibi
Dengbej Zahıro'da mısra mısra dillenmektedir.
Toprak çorak,hayvan kısır,halk sefil,
Bir tarafta pırıl pırıl kentleri ülkemin,
Öbür tarafta harabe şehir Ağrı,
Patnos,Taşlıçay,Tutak,Diyadin
Doğubeyazıt,Eleşkirt,Hamur
Ankara'dan uzanacak yardımcı bir el beklemektedir.
El elin nesine,bunu bil Ağrı'lı
Birlik ol,güç ol,dirlik ol.
Silkin,uyan bu tembellik uykusundan
Aydınlık ufuklar senindir.
İnatla sabirla koş,
Koş deli taylar gibi hiç yorulmadan,
Unutma,
Örs ile çekiç emek için birliktedir.
Hak bil,hukuk bil,paylaş,adil ol.
Güneş aydınlık yüzlerde bir başka güzelliktedir.
02.05.2002/İstanbul
Osman Balkıs
ADI AĞRI OLAN GEMİ
Koca denizde, gözden ırak bir köşede,
Bir liman!
O Limanda bir balıkçı teknesi
İçeride, dalgakıranda demir atacak yoktur yeri
Yalnız bir başına kenarda
O hep dışarıda korumasız
Fırtınalarla dalgalarla savaşmaktan
Yorgun bitap paslı ve çıplak.
Koca gövdesiyle, Genç tayfalarıyla
Kıyıda bekleyenine karşı
Biçare, mahcup
Sanki yok Kaptanı dümeni
Çizsin kendine rota.
Bakımsızlıktan sahipsizlikten
Acemi ellerde ve hor kullanılmaktan.
Direği kırık, omurgası çatlak.
Mevcut bu haliyle caresi yok
İşi bu, balığa çıkacak avlanacak
Kıyıdakilere, bekleyenine balık tutacak.
Her zaman ki gibi
Rasgele deyip yola çıkacak.
Bir sağa bir sola yalpalayarak.
Açık denizden uzak
Kıyıda kayaların arasında
Aramakta balık, herkesin karnını doyuracak.
Kıyıda dolaşan balık ne olacak
Dişin kovuğunda kaybolacak.
Avladığı 35 ; 45 balığı güverteye koyacak
Onu da ilk gelen dalga alıp götürecek.
Ambarlar boş hayaller kırık.
Umutları bir başka sefere erteleyerek
Gerisin geri yola koyulacak.
Bu bir tekne, farz etki olsun gemi
Ne fark edecek O gemide ha önde olmuşsun ha arkada ister açıkta ister lüks bir kamarada
Seninki kaderin adı Ağrı olan gemide olmak.
Kazım KARACA 2006
AĞRI DAĞI
IĞDIR'a inince ilk onu gördüm;
Yerle gök arasında bir tek düğüm.
Çevresi masmavi, başı bembeyaz,
Mevsimin perçemi takvimde son yaz.
Taş, toprak, kaya değil, AĞRI ışık.
Secdeden doğrulmuş dağ olmuş âşık.
Fiziğini aşmış bir aşk sultanı,
Rabbiyle konuşur günün her an'ı.
Gün batarken az kırmızı, çokça mor
Sanırsın zamana geçit vermiyor.
Gönül çizgisinde tutmuş güneşi,
Her sesi bastırmış AĞRI'nın sesi.
DOĞUBAYAZIT'ta sokuldum ona,
İstedim yüreğim şavkıyla yuna;
Gökçe gülümsedi, gülce ürperdim.
Koştum eteğine, verse öperdim..
Yüz sürmek payedir aşk dergâhına,
O sabah özlemin sarı ahına.
Beş - on damla yağmur ekti bulutlar,
Gönlümü göklere çekti bulutlar;
Gözlerim AĞRI'ya asılıp kaldı,
Yaşadığım sevda sanki masaldı.
Sarıldım AĞRI'ya bir kurt gibi aç.
Yedi renkli düşüm yetmiş bin kulaç.
KUŞ ona derim ki, AĞRI'da uça,
Bir gıy çektiğinde ödlekler kaça;
Konunca çığ kopa, kalkınca kaya,
Av diye atıla gökteki aya..
Gölgesi olmalı bey çadırınca,
Acı çektirmeye can aparınca.
Kalkarken AĞRI'yı kuşatan duman
Ne işe yarıyor, bilmeli zaman.
Kuş ona derim ki konduğu dalı
Gönlüyle kuşatıp ırgalamalı
Ve suyunu HAZAR'dan içmelidir,
Uçunca hep AĞRI'da uçmalıdır.
KURT ona derim ki, AĞRI'da geze,
Üç - beş murdar için inmeye düze,
Sürmeye dilini hiç haram kana,
Pervası olmaya ölümden yana...
Ün edince gök ikiye yanla,
Sevdiğine yüreğiyle sarıla.
Ay doğarken ini versin ARAS'a
Uçmasın ufkunda karga, yarasa.
Çobansız sürüye çobanlık etsin
Sevgisiyle yürekleri eritsin,
ARAS'ın suyunu çeksin AGRI'ya,
Vuslat tohumunu eksin ağrıya.
YEL ona derim ki hep sere serpe
Çiçek döker gibi AĞRI'yı öpe..
Bilsin savurduğu toz mudur, kar mı,
Her dağ yıldızlara sakal asar mı?
Kıvrılıp kucağına yattığında
Sesi ezgi olsun, kokusu, kına..
Hazar'dan yükselen her tar sesini
Turnalarla gelen bahar sesini
Çekip kuşak kuşak AĞRI'ya sarsın,
Kabukta kalmasın yüreğe varsın.
Fakire, garibe kılıç vurmaya,
Duvak kirletmeye, gönül yormaya.
CAN ona derim ki AĞRI'yı bile;
Tepeden tırnağa sevda kesile.
Gün ona derim ki, hep mutlu Cuma,
Ruh AĞRI'da uçan bir ışık hümâ.
Yanımda, canımda buldum AĞRI'yı,
Sonsuza bir köprü bildim AĞRI'yı.
Dedim: Ey kutlu dağ, artık elveda,
Civansın, soylusun, teksin dünyada!
Bir yanım sıla der, bir yanım AĞRI,
Gezinir içinde bir ince ağrı..
Gittiğim her yerde ben onu gördüm,
Yerle gök arası bir sırlı düğüm.
Bahaettin KARAKOÇ
AĞRI DAĞI
Ağrı Dağı'nın taşında,
Avcılar gezer başında.
Yâr yitirdim on beşinde,
Sana geldim, Ağrı Dağı.
Ağrı Dağı'nın başı taşlı,
Çelenleri Hüma kuşlu.
Yâr yitirdim hilâl kaşlı,
Sana geldim, Ağrı Dağı.
Ağrı Dağı'nın başları,
Ötüşür Hüma kuşları.
Leyla'nın hilâl kaşları,
Sana geldim, Ağrı Dağı.
Ağrı Dağı'nın düzleri,
Çığrışıp öter kazları.
Köşe başında kızları,
Sana geldim, Ağrı Dağı.
Ağrı Dağı'nın eteği,
Çevresi aslan yatağı.
Kalkımış kervan otağı,
Sana geldim, Ağrı Dağı.
Karac'oğlan, döne döne;
Gezer, dağlar yana yana,
Yitirdim yârim bir suna,
Sana geldim Ağrı Dağı.
KARACAOĞLAN
GÜZELLEME
(Kaç oyuksuz mihrabı kaya sanıp geçmişim,
Kaç zemzemi serince bir su deyip içmişim,
Minber sahanlığını yayla sanıp kaygısız,
Seccaddeyi ot diye çiğnemiştim saygısız.
Gözüm birden açıldı hem düne hem yarına
Dayayınca alnımı Ağrı'nın karlarına;
Hidayetin ışığı erişti gören köre;
Gözlerimin önünde belirdi birdenbire
Üç yanını diz çökmüş, el açmış sular saran,
Dağ dağ mimbiberleriyle bir yandan Hakka varan,
Üstüne gök kubbenin çatıldığı tapınak,
Eski boy boy göçlere bağrını açan konak,
Yiğitliğin kulesi, güzelliğin kurnası,
İnsan yaratışının tarih boyu potası
Harcı insan kanıydı, tozları insan külü,
İçi dışı tütsülü, suyu seli büyülü...
Ya taş kesilip onu dinlemek istiyorum,
Ya dağdan taşa şöyle ünlemek istiyorum:)
Ey yıldızlı fistanlar, ey topraklı mintanlar,
Ey bire on başaklar, otlar, bağlar, bostanlar
Ve daha sık boy atan destanlar diyarı hey!
Ey ilk büyük insanı doğuran ilk ananın,
Ey çilenin, cefanın, güvenişin, inanın,
İnce minarelerle Sinan'ın diyarı hey!
En uysal barışların, en çetin hamlelerin,
Oyalı sütunların, abide cümlelerin,
Nef?inin, Mevlâna'nın, Homer'in diyarı hey!
Ey şehrâyin geceler, İrem bağı sabahlar,
Yunuslar, Koroğlular Seyranîler, Emrahlar,
Eşsiz sevaplar, eşsiz günahlar diyarı hey!
Ey sebiller kubbeler hanlar kervansaraylar,
Yola düşen gölgesi zafer olan alaylar,
Ey sinsinler horanlar halaylar diyarı hey!
Halılar telkariler çiniler kadifeler,
Keloğlanlar adsızlar Alperenler efeler,
Gönlümün koltuğunda kafalar diyarı hey!
Ot görmemiş bozkırlar, kat kat yeşil yamaçlar,
Anadan doğma keller, topukta sırma saçlar,
Keskin dertler, kestirme ilâçlar diyarı hey!
Ey ciritler kalemler oraklar yatağanlar,
Ey turnalar şahinler ibibikler doğanlar,
Selce taşıp rahmetçe yağanlar diyarı hey!
Ey mısır koçanından kırılan ince dişler;
Ey en derin bilgiye tas çıkartan sezişler,
Ey dile gelmiş kurtlar ve kuşlar diyarı hey!
Tanrı yeşili zeytin, çoban yeşili söğüt,
Halk türküsünde isyan, atasözünde öğüt,
Ey gümüş kömür demir ve kükürt diyarı hey!
Kız gibi ceylânların, ceylân gibi kızların,
Ötmez olmuş kuşların, ötüp duran sazların
Ve sözün kısacası: Bizlerin diyarı hey!
Behçet Kemal ÇAĞLAR Doğubeyazıt - 1937
AĞRI
Göklere yükselen o yüce başın.
Semaya okuyor meydanı Ağrı..
Zümrüt mü, gevher mi, yakut mu taşın?
Şöhretin sarmıştır her yanı Ağrı..
Heybetli duruşun, sanki bir arslan.
Her gören canları edersin hayran;
Bir gece yanında olaydım mihman,
Yazaydım orada destanı Ağrı.
Başından geçmiştir çok ceng ü cidal.
Bu iklimde sensin birtek "feodal"!
Ne sultan tanırsın, ne de bir kral.
Okursun her yana fermanı Ağrı.
M Şevki ÖZDEMİR (Kızıldize, 1941)
AĞRI DAĞI
Bütün eller hayran senin hüsnüne
Ruhumun özeği, canı Ağrı Dağı.
Yayılmış şöhretin Hind'e ve Çin'e
Ülkemin, elimin hanı Ağrı Dağı.
İlk güneş şafakla, alnına atar,
Devlet baba deriz, gel de hakkın ver,
Sende ne yiğitler, bozkurtlar yatar,
Göğsünde atamın kanı Ağrı Dağı.
Bir adın Ararat, bir adın Ağrı,
Seni görmeyenin kanarmış bağrı,
Bulutlar uçuşur başına doğru,
Ak saçın dalga dalga duman Ağrı Dağı.
Hamit DÖNMEZ (1954-Iğdır)
"Aladağ'ın tepesine, Ağrı'nın yücesine
Türk ordusu kartal gibi dizilmişti o günde."
Erdoğan ÇALOĞLU (Mesuliyet 115.4.1974)
"Dertli Yaşar, dağında dağla yaranı sen de
Ağrı dağı içinde ne ağrısı bu sende
Nuh Gemisi efsanen, İshak Sarayı sende
Kayıptan sesler gelir, bilmem bu ne çağrısı."
Süleyman YAŞAR (Ağrı eski müftüsü) (Mesuliyeti 11.11.1969)
"Al Bayrağım Ağrı Dağ'ın yücesinde şanlıdır;
Er gününde her yiğidin gönlü delikanlıdır."
A. Haydar SEMERCİOĞLU(Mesuliyet 115.4.1980)
"Bugün bir tevekkül var, Ağrı semalarında
Gözler halkalanmış bakışlar huu çekiyor.
Bir tevekkül var bugün Ağrı'da Ağrılımda
Kükremiş aslan gibi bir işaret bekliyor."
Azmi ATİLLA (Kutlama programı l 15.4.1970).
|