Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İlimiz

                                                   AĞRI'NIN TARiHi
   Ağn'nın tarihi, Nuh Tufanı ile başlar. Tufanı anlatan hikâye ve efsanelere göre insan nesli, dağa oturan gemiden inerek, Ağrı'dan dünyaya yayılmıştır.
  Coğrafi konumu ve Asya-Âvrupa karayolunun buradan geçmesi, tarihini yüzyıllar öncesine götürür. Ağrı'nın tarihi, bir parçası olduğu Anadolu'num tarihi kadar eskidir. Orta Asya'dan ve İran'dan gelen kalabalık kitlelerin batıya (Anadolu) geçmesini kolaylaştıran yollardan en önemlisi bu-radadır ve her devirde tarihî - stratejik bir konuma sahip olmuştur. Aynı zamanda Doğu Anadolu'ya gelen göç ve akınların ilk durağıdır. Küçük Asya'yı ele geçirmek isteyenler, Asya kavimleri, Kafkas sıradağlarından inemedikleri için hep Iran üzerinden gelmişler ve Anadolu'nun ilk giriş kapısı (Ağrı) onlara geçiş yolu olmuştur. Bundan Ötürü Ağrı devamlı bir kültür ve medeniyet merkezi olamamıştır. Geçit ve sınırda bulunması sebebiyle bölgede yaşayan halk, sık sık değişmiş, baskınlar, savaşlar, maddî kültürle yerleşim yerlerini tahrip etmiştir.
   Ağrı ve çevresine yerleşen en eski topluluk, Hititler'in bölgede güçlerini kaybetmesiyle ortaya çıkan Hurriler'dir. Ağrı, M.Ö. 1340-1200'de Hurri krallığının kuzey doğu ucunda yer almıştır.
   Hurriler'den sonra bölgeye egemen olan Urartular (M. Ö. 1200-GOO) yaklaşık 500 yıl Ağrı topraklarında yaşadılar. Urartular; Patnos, Aladağ, Tutak, Eleşkirt (Toprakkale) ve Doğubayazıt'ta önemli yerleşim yerleri kurdular, kaleler, saraylar, tapınaklar, su yollan yaptılar. Adı geçen bölgelerdeki Urartu kalıntılarının bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir.
   Urartular önemli saray ve tapınaklarını Patnos'ta kurdular. Şehrin batısındaki Anzavur tepe ve doğusundaki Girik tepe önemli höyüklerdir.Girik tepede kale, kutsal Haldi kapıları ve tapınaklar vardır. Her iki tepede Ankara Üniversitesince 1961-63 arasında kazılar yapılmıştır.Urartu devleti yıkıldıktan sonra Girik tepe önemini kaybetti ve Urartular'dan beri bölgeye yerleşenler bu kentte oturmadılar. Cumhuriyet döneminde bitişiğine Patnos kuruldu.
   Doğu Karadeniz üzerinden Anadolu'ya akın eden Kimmerler, M.Ö. 712 yıllarında Ağrı'ya gelerek bir süre egemenlik kurdular.
   Medler (M.Ö. 708 -555) Asur devletini yıkınca, Anadolu'nun doğusunu yani Ağrı ve çevresini topraklarına katıp iki-yüzyıl bölgeye egemen oldular.
Büyük İskender, Pers kralı III. Darius'u (M.Ö. 331) yenerek Anadolu'yu ve İran'ı kendi topraklarına kattı.
    Büyük İskender'in ölümü üzerine, Ermeniler, krallıklar kurarak bölgenin eski halkını Ağrı dağının doğusuna sürdüler ve bunlara egemen olmak istediler. Geride kalan ve dağınık bir biçimde yaşayan topluluklara da egemenliklerini onaylattılar. M.Ö. 305'ten sonra Ağrı, Selökid İmparatorluğu'nun bir parçası oldu.
   Sakalar, M.Ö. 680 yıllarında Doğu Anadolu'ya atlı-göçebe olarak gelip yerleşen ilk Türkler'dir. Bunlar kısa zamanda Doğubayazıt'a ve Murat boylarına yerleştiler. Bugünkü Kurmanç (Kürtleri) ve tarihî olaylardan az etkilenen Saka kabileleri, işte bu Saka Türkleri'nin torunlarıdır.
   Sakalar'ın (M. Ö. 7 Temmuz 626) bir hile sonucunda İranlılara yenilmesiyle İran yaylasında, Aras boylarında ve Doğu Anadolu'nun uç kısımlarında tutunabildikleri yerlerde kaldılar. Karduk /Karluk dilinin ve kültürünün etkisinde, dağlı kabilelerin bir kolunu meydana getirdiler. Milli var-lıklarını koruyabildiklerinden, Arsaklılar (Eski Oğuzlar'ın batı kolu) ile birlikte hareket ederek M. Ö. 150 yılında Küçük Arsaklı devletinin kurulmasına yardımcı oldular. Bu yıllarda, yapılan savaşlar ve Küçük Arsaklı devletinin tarihî destanları "Dede Korkut Oğuznâmeleri" ile sonradan dile getirilmiştir. Destanlardan anlaşıldığına göre, Ağrı bir süre İç Oğuz beylerinden Kazan Han tarafından idare edilmiştir.
   Arsaklılar, Ararat adıyla merkez eyalet olarak, Ağrı dağının doğusundan Bingöllere, Nahçivan'a kadar ve Aras boylarını kullandılar. Yukarı Aras ile Yukarı Murat (Eleşkirt ovası) bölgelerini içine alan ve Küçük Arsaklı hanlarının malikanesi kabul edilen eyaletin adı, "Ararat" idi.
   Küçük Arsaklılar'ın esas ata yurtlan Doğubayazıt-Eleşkirt bölgesi (Ağrı)'dir. Küçük Arsaklılar zamanında Beyazıt ovasına Gokovit, Eleşkirt ovasına Bagravand, Patnos çukuruna da Abah-Unik Sancağı adı veriliyordu.
   Arsaklılar'dan sonra kurulan Artaksıyaslı krallığı Doğu Anadolu'yu ele geçirmiş, altı eyalet meydana getirmişti. Eyaletlerden birisi Ağrı (Ararat Eyaleti) bölgesini içine almaktaydı.
   M.S. 226'da Sasaniler Partlara egemen olunca, Ağn ve çevresi Sasaniler'in yönetiminde kalarak bir süre Romalılar ile Sasaniler arasında tampon bölge oldu.
    Arsaklı Sanesan, Kafkas kuzeyindeki göçebe akıncı kavimlerle birlikte Ararat (Ağrı dağı çevre-si illeri) eyaletini istilâ etti (333-341). Yenilen Hıristiyanlar, Daryunk (Bayazıt) kalesine çekildiler. Eleşkirt'te bir Piskoposluk bulunmaktaydı. 370'de Eleşkirt ovasında ateşe tapan İranlılarla Roma-lılar'dan yardım alan Kırgızlar arasında büyük bir meydan muharebesi olmuştur. Bu savaşın destanları Dede Korkut Kitabı'nda vardır. 482 yılında Sasanlılar ile Bizanslılar (Romalılar) çarpışınca, Oğuz beyleri de savaşa iştirak edip (Bagratlı / Doğubayazıt, Mamıkonlu / Eleşkirt) savaşı Oğuzlar kazandı.
   Araplar, Hz. Osman'ın halifelik yıllarında Ağrı ve çevresini fethederek bölgede etkili oldular. İslâm ordusu 645 ve 646 yıllarında Ağrı'ya, sonraki yıllarda Nahcivan'a kadar fetihlerde bulundu.Rivayetlerde ve halk arasında Hz. Ali'nin de Ağrı topraklarına akınlar yaparak, savaştığı anla-tılmaktadır. Bu efsane ve anlatımlara ait kale, yer, taş ve kaya izleri, her ilçede mevcuttur.Bölge, 872 yılına kadar Abbasiler'in yönetiminde kaldı. 872-912 yıllarında doğudan gelen Türk boyu Taçoğulları buraya egemen oldular. Sonraki yıllarda etkinlik Bizanslılara geçti.
   X. Yüzyılın sonunda Bagratlılar Beyazıt ve Eleşkirt havzalarına yerleştiler; zamanla bölgenin kontrolünü ele geçirdiler. Beyazıt (Gokovit) Sancağı, Bagratlılar'ın önemli bir merkezi idi. Bagratlılar 1064'e kadar bölge yönetimini ellerinde tuttular.
Bizanslılar zaman zaman Ağrı topraklarına kadar uzanıp üstünlük ele geçiliyorlardı. XI. Yüzyıla kadar Ağrı ve yöresi, Bizanslılar ile, Türkler ve Araplar arasında birkaç kez el değiştirdi.

                                          SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE AĞRI

   1054'te Tuğrul Bey; Muradiye, Erciş ve Ağrı'yı işgal ederek Erzurum'a kadar ilerledi. 1064 yılın-da Kars ile birlikte bölge tamamen Selçukluların kontrolüne geçti. 26 Ağustos 1071 tarihinde Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Malazgirt'te Bizans imparatoru Romen Diyojen'i yenmesiyle Türk boyları bölgeye akın akın geldiler.
    Yerleşme ve Anadolu'ya geçiş; Van, Ağrı ve Kars'tan başladı. Ağrı, yüz yıl kadar Doğu Anadolu'da devlet kuran Türk devletlerinden Sökmenli Devleti'nin sınırları içine girdi. Sökmenli Devleti'nin (1100-1207) merkezi Ahlât idi ve Malazgirt, Erciş, Adilce-vaz, Eleşkirt, Tatvan, Erzen, Van, Muş, Hani, Bitlis, Meyyafarkin ve Bargiri başlıca şehirlerini oluşturuyordu.
    1207-1225 arasında Anı Atabekleri idaresinde kalan Ağrı İli bölgesi, 1225 Gerni zaferiyle Harzemşah Celâleddin Mengüber'in eline geçti ve Sürmeli'deki Türkmen Beyliği'ne verildi. 1239'da Cengizliler, Anı ile birlikte buralara da hâkim oldular. Cengizliler'den Tebriz'i başkent edinen İlhanlılar (1256-1358) bir Oyrat ("Hoyrat" adlı bir halk cinaslı türküsü ve makamı bunlardan kalmadır.) oymağını, Eleşkirt ovasına yerleştirmiş ve Aladağ'ı, yazlık İlhanlı yaylağı yapmış ve burada para kestirmişlerdi.
    Celâleddin Harzemşah 1222-1230 yıllarında, Moğollar 1231 yılında Ağrı bölgesini işgal etti. 1243'te Ağrı bölgesine, Orta Asya'dan Cengizliler (Moğol) ile gelen Uygurlar (Oyrat), çok sayıda yerleşti. Moğallar geri çekilince, bölge ilhanlı Hakanlığı'nın eline geçti. İlhanlı hükümdarları kışı Tebriz'de geçirir, yazın Ağn - Aladağ'a yaylaya çıkardı. İlhanlılar bazan Kurultaylarını Ağrı dağında yapar, Anadolu ve İran'ı buradan yönetirlerdi.
Ağrı (1239-1358) Cengizliler'in egemenliğinden çıkınca, (1358-1382) yıllarında Moğollar'ın bir kolu olan Celâyırlılar'ın kontrolüne girdi. Celâyırlı hükümdarlardan Şehzade Bayezid, şimdiki Doğubayazıt kalesi olan Daryunk kalesini yeniden yaptırmış (1380), adı Yenikale olan bu müstahkem kale, zamanla imarcısının adını alarak Bayezid Kalesi olmuştur. Bölgenin merkezi ve Aydınlı oymağının kışlağı olan Bayezid Kalesi, 1382'de Karakoyunlulara, 1386'da Temürlüler'e ve 1467'de yine Karakoyunlulara geçti.
   1393'te Moğol Hakanı aksak Timur Ağrı bölgesini ele geçirdi. Aydın Kalesi denilen Bayezid ka-lesi, Timur'un komutanlarından Şeyh Ali Bahadır tarafından tahrip edilerek işgal edildi. Zamanla Moğollar'dan ortaya çıkan boşluğu, Doğu Anadolu'da etkili olan Karakoyunlular doldurmağa çalıştı. Çağatay (Temurlu) komutanlarından Şah - Ruh, 29 - 30 Temmuz 1421'de Ağrı Ağadeve'de (tarihte Eleşkirt Meydan Muharebesi olarak da geçer) Karakoyunlulara karşı büyük bir zafer kazanıp Karakoyunlu hükümdarı İskender'i yendi. Aynı yıl Çağatay orduları Tebriz'e çekildi.
   Timur, 1394'te Karaköse-Eleşkirt ovasının en verimli köylerine Çağatay oymaklarını yerleştir-mişti. Bu oymaklara dokunulmadı, yerlerinde kaldılar. Oğuz boylarından olan Karakoyunlular konar - göçer Türkmen aşireti olarak, ataları İlhanlılar ve Çağataylar gibi Ağrı dağı ve Aladağı yazın yaylak, sefer zamanlarında da bir üs olarak kullandı. 1405-1468 yılları arasında, Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde ve idaresinde kaldı. Karakoyunlu devleti yıkıldığında, bölgede Akkoyunlular söz sahibi oldu. İsmail Safevi Devleti'ni kurunca, Ağrı toprakları 1502-1514 yılları arasında (on iki yıl) Şah İsmail yönetimine girdi. Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinde yapılmış çok miktarda at, koyun, koç heykeli Ağrı'nın çeşitli yerlerinde bulunmuş, bunların bir kısmı şehir merkezlerine getirilmiştir.

                                              

OSMANLILAR DÖNEMÎNDE AĞRI

   Ağrı toprakları, Sultan Selim'in Çaldıran Seferi ile tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı ordusu Doğubayazıt Danasazı / Şıhlı gölü kenarında konaklarken, 20 Ağustos 1514 günü Beyazıt kale anahtarları, Kale Murahhasları ve şehir halkı temsilcileri tarafından Padişah'a takdim edildi. 23 Ağustos 1514'te Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'i yenince, Şah Tebriz'e kaçtı. Bu zaferle, Türk olduğu halde, çeşitli oyunlarla Osmanlı Devleti'ni tehdit eden Şah İsmail tehlikesi ortadan kalktı. Ağrı ve Doğu Anadolu, yeniden Osmanlılara kazandırıldı.
   Bölgede Osmanlı egemenliği sağlanınca, Ağrı sancak beyliği, Beyazıt da sancak merkezi oldu. Önceleri Van'a, sonradan Erzurum Beylerbeyliği'ne bağlanarak Ağrı çevresi ve Beyazıt, Osmanlılar zamanında önemini daima koruyup, bir serhat şehri olarak kaldı ve gittikçe gelişti.
   Şah İsmail'in yerine geçen Şan Tahmasp da zaman zaman Van ve Ağrı'yı işgal etti. Kanunî Sul-tan Süleyman'ın 1534 ve 1548 İran (Doğu) seferleriyle Ağrı, Safeviler'den tekrar geri alındı. 1555 Amasya Barışı ile Kars ve Van Osmanlılarda kaldı, Beyazıt ve Eleşkirt bölgesi Safevi İran'a bırakıldı. 1578 Mayıs ayında Serdar Mustafa Paşa, bütün Eleşkirt ve Beyazıt bölgelerini ele geçirerek, son defa Osmanlı topraklarına kattı.
   İran saldırıları bitmediği için, IV. Murat -Yavuz Sultan Selim ve Kanunî gibi İran üzerine sefer düzenledi. 1635 yılında başlayan sefer, 1639 Kasr-î Şirin Anlaşması ile noktalandı. Bu anlaşmayla belirlenen sınır Ağrı-İran arasında bozulmadan günümüze kadar geldi.
Selçuklu ve Osmanlı mimarî yapısının birçok özelliklerini bünyesinde toplayan, İshak Paşa Sarayı, Anadolu'nun en önemli, en büyük sarayıdır.


                                       OSMANLI - RUS SAVAŞLARINDA AĞRI

    Rus devletinin Kafkaslardan Akdeniz'e inme politikası yüzünden, Osmanlılar ile Ruslar arasın-da, Ağrı topraklarını da içine alan bölgelerde 4 büyük ve önemli savaş olmuştur. 1828-1829 savaşı, 1853-1856 savaşı, 1877-1878 savaşı, 1914-1918 savaşı.
   Bu savaşlarda Ruslar, bölge halkının bir kısmını sürgün edip göçe tabi tutarak, Türklerden bo-şalan köy ve yerlere; Müslüman olmayan Malakan, Ermeni ve Yezidî gibi azınlıklar yerleştirildi. Adı geçen gayri Müslimler, doksan yıl süren Rus-Osmanlı mücadelesinde Ağrı halkına eziyet ettiler, Ermeniler Birinci Dünya Harbi'nde katliam yaptılar.
   Ruslar, Ağustos 1828'de Erivan üzerinden ilerleyip Beyazıt, Diyadin, Ağrı ve Eleşkirt'i ele geçirdiler. Halkın bir kısmını zorla Gümrü ve Revan'a sürdüler. Eylül 1829'da son bir taarruzla Ruslar Ağrı'dan püskürtüldü.
   29 Temmuz 1854'te Ruslar, Beyazıt - Iğdır arasındaki Çilli gediğini aşarak Ağrı'yı işgale başladı-lar. Beyazıt yağmalanınca, halk Erzurum'a doğru kaçtı. Savaşlar ve karşılıklı taarruzlarla dört yıla yakın süren mücadele, Batılı devletlerin baskısı yüzünden 30 Mart 1856 Paris Anlaşması ile sona erdi. Ruslar Ağrı topraklarından geri çekildiler.
   Osmanlı - Rus harplerinin en korkunçlarından biri de 1877-1878 Harbi'dir. Tarihimizde ve halk arasında "93 Harbi" olarak bilinen 1293 Savaşı devlete ve Ağrı'ya çok büyük kayıplar vermiş, tahribatı önlenememiştir.
   Ruslar, 30 Nisan 1877'de Beyazıt sınırını geçerek Ağrı topraklarını işgale başladılar. 10 Mayıs'ta Beyazıt, 20 Mayıs'ta Karaköse, 10 Haziran'da Eleşkirt işgal edildi. Osmanlı ordusu Erzurum'a doğru çekildi. Haziran sonunda Rus birlikleri Iğdır'a çekilmeğe mecbur edildiyse de, Ruslar 9 Temmuz'da Ermeni ve yeni takviye kuvvetleriyle saldırarak bölgeyi tekrar işgal ettiler. Savaşın devam ettiği günlerde Ermeni çeteleri halka büyük zarar verdi. 30 Mart 1878 Yeşilköy Anlaşması ile Ardahan, Kars, Oltu, Batum, Artvin ve Beyazıt sancakları Rusya'ya verildi.
   İngiltere ve Almanya Yeşilköy Anlaşması'nı kabul etmeyince, 13 Temmuz 1878 Berlin Anlaşması imzalandı, ikinci anlaşmaya göre Ağrı toprakları Osmanlı Devleti'ne geri veriliyor, Kıbrıs'ta İngiltere'nin yerleşmesi kabul ediliyordu. İngiltere'nin Yeşilköy Anlaşması'nı kabul etmemesinin en büyük sebebi, Ağrı topraklarını boydan boya aşan Türkiye - İran transit yolunun Rusya'nın eline geçmesi idi. Aladağ sırtları ve Kılıç gediği doğrultusundaki Osmanlı - Rus sınırı, kuzeye alınarak Ağrı - Kars arasındaki Aras güneyi dağları üzerine çekildi. Bu sınır kırk yıl bozulmadan 1918'e kadar kaldı.
1877-1878 savaşlarında bir yıla yakın Ağrı topraklarında çarpışmalar oldu. Rus gibi zalim bir düşmana hain Ermeniler de katılmış, savaşın tahribatı çok olmuş, felâket getirmişti. On binlerce Müslüman göçmen aç, perişan, dağınık ve yürekler acısı bir şekilde yerini - yurdunu terk ederek batıya doğru kaçtı. Canını kurtaranların bir kısmı Ağn'ya geldi ve yerleşti.
   93 Harbi'yle birlikte Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki Ermeniler'de teşkilâtlanma ve silâhlı çeteler hızla çoğaldı. Ermeniler'in harekete geçmeleri, 93 ve Birinci Dünya Savaşları sırasında hızlandı. Rusya savaş öncelerinde Ermenileri kışkırtmış, kandırmış, parlak bir gelecek vaat ederek halkımızı katlettirmiştir. Ayrıca savaşlar sonunda imzalanan anlaşmalarda Ermeniler lehine hükümler koydurtmuştur.
   Rusya, ABD, Fransa ve İngiltere'nin desteğini alan Ermeniler, devlet kurma hevesine kapılıp yüzyıllarca birlikte yaşadıkları Müslümanları kırmaya başlayınca, Osmanlı Devleti bazı tedbirler almak zorunda kaldı. Zira Osmanlı Hükümeti, Ermenistan devleti kurma hayaline kapılan isyankâr Ermenilere söz geçiremiyordu. Rusya zaten büyük bir tehditti. Bu tehditlere karşı alınan tedbirlerden biri, Hamidiye Alayları'nın teşkilidir (1891). Beyazıt Sancağı'nda 14 Hamidiye Alayı kurulmuştur. Bu alayların binbaşı, kaymakam, yarbay, albay, general vb. rütbelere sahip komutanları vardı. Hamidiye Alayları, bölgenin savunmasında büyük hizmetler yaptılar.

                                 BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE AĞRI CEPHESİ

   Birinci Dünya Harbi'nin en şiddetli geçtiği yerlerden biri de Ağrı'dır. Bu harp, devlet ve milleti perişan ettiği gibi, on binlerce Ağrılının şehit olmasına, savaş sebebiyle ölümüne, Ermenilerce katledilmesine ve yurdunu terk etmesine neden olmuştur. Henüz harp başlamadan, Rus Çarı'nın vaadine kapılan Ermeniler, çete ve intikam alayları ku-rarak Revan ve Van tarafından gelip Ağrı topraklarına birikmişlerdi. Bunlar harp boyunca Rusların safında oldular, onlara rehberlik yaptılar. Ruslar çekilince, Müslüman halkı en vahşi şekilde katlettiler.
   30 Ekim 1914'te Rus birlikleri Beyazıt Çilli ve Musun gedikleri ile Ahtalar gediğinden saldırıya geçti. III. Ordu Komutanlığı, birliklerimizin geri çekilmesini istemişti. Amaç, Rus ordusunu içeri çektikten sonra bozguna uğratmaktı. Planlandığı gibi olmadı. Doğubayazıt'taki 3. Aşiret Süvari Tü-meni ve hudut taburları çabuk dağıldı. Her yönden üstün Rus kuvvetleri karşısında ordumuz çok zorlandı. Rus saldırılarını püskürtmek mümkün olmadı. Amansız kış yüzünden Sarıkamış cephesinde 95 bin askerimiz soğuktan donarak öldü. Ağrı cephesinde de on binlerce şehit verdik. Savaş, 1917 yılının Kasım ayına kadar bütün şiddetiyle devam etti. Rus işgalinden, Ermeni zulmünden kurtulmak isteyen halkın büyük bir kısmı zor şartlarda, açlık ve sefalet içinde Ağrı'nın güney ve batısındaki illere, Anadolu'nun içlerine kaçmak zorunda kaldı. Savaşla birlikte gelen hazin göçün, Ermenilerin yaptığı kırgının acıları, günümüze kadar devam etti.
   Rusya'da Ekim 1917 Komünizm ihtilâli olunca, bozulan Rus askerleri, işgal ettikleri topraklardan üç yıl sonra geri çekildi. Rusya ile yapılan anlaşma gereği askerler 1914 sınırlarına döndü. Rus ordusu Ağrı cephesini terk etti. Ruslar çekilirken bütün silâh, cephane ve ambarlarını Ermenilere bıraktılar. Bununla daha da güçlenen Ermeniler, katliama başladılar. Önlerine çıkanı, buldukları her Müslüman'ı, tarihte eşi görülmemiş vahşetlerle katlettiler, öldürmediklerini esir götürdüler. Köyler, şehirler harabeye çevrildi.
Bu sırada Ağrı bölgesinde düzenli ordu birliklerimiz kalmamıştı. Ordumuz henüz Erzincan, Gümüşhane, Erzurum çevresi ile meşguldü. Halkın direnişi ve güçleri iyice azalan Ha-midiye Alaylarının mücadelesi, Ermenileri etkisiz hale getiremiyordu. Kâzım Karabekir yönetimindeki ordumuz, Ermeni çetelerini güneyden kuzeye doğru sürdü. Ermeniler, kaçarken geçtikleri köyleri talan edip halkım katlettiler.
   Ermeniler; 14 Nisan 1918'de Patnos, Tutak, Hamur, Diyadin, Taşlıçay ve Doğubayazıt'ı, 15 Nisan'da Karaköse'yi, 16 Nisan'da Eleşkirt'i terk ettiler. Böylece bu topraklar, Aras nehrinin kuzeyine, Gümrü'ye sürülen Ermeniler'den temizlenmiş oldu.
Ağrı 'dan çıkarılan Ermeniler, geçtikleri ve gittikleri yerlerde de zulüm ve katliama devam ettiler. Güney ve Batı Azerbaycan'daki Türklere eziyet yaptılar. Burada yaşayan Müslümanlar Anadolu toprağına sığındı. Binlerce aile, Kars, Ağrı, Erzurum, Iğdır ve diğer illere yerleştirildi. Halk bu göçe ve I. Dünya Harbi'ne "kaça kaç / kaç kaç" yani "kaçakaç" adını verdi.
   Hamidiye Alayı Komutanları, bu alaylarda görev yapan öteki subay ve alay erleri, 1892'den 1918'e kadar yurt savunmasında büyük fedakârlıklar gösterdiler. Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki ordumuz ve Hamidiye Alaylarının Ağrı topraklarını Rus askeri ve Ermeni çetelerinden temizlemek için yaptığı mücadele halk muhayyilesinde canlı olarak yaşamaktadır.

                                                        "AĞRI" Adının Verilişi

   Bu kitapta ve birçok yerde görüldüğü gibi, Ağrı yerine "Karakilise", "Karaköse" adları da kullanılmaktadır.
  Osmanlı-Rus savaşlarında, Ruslar tarafından bölgeye yerleştirilen Ermeniler birçok yerde kilise ve manastır yapmışlardı. Ağrı'da eski Bahçelievler Polis Karakolu'nun yerinde yapılan kilise, siyah taşlardan örülü bir yapı idi. Toprağa ve bu kiliseye izafeten şehre "Karakilise" adı verilmişti. "Karakilise" adında yerleşim yeri başka illerde de vardı. Bunlar birbirlerine karıştırıldığı için, Kars Karakilisesi, Pasinler Karakilisesi ve Eleşkirt Karakilisesi gibi adlar veriliyordu.
   Kars, Pasinler ve Eleşkirt "Karakilise"si adları halk ve askerlerce karıştırıldığından; Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Eleşkirt Karakilisesi'nin Kösedağ'ın doğu tarafından bulunması ve kilise ile herhangi bir ilgisinin bulunmaması yüzünden değiştirilmesini istemişti. Çünkü Nisan 1918'de Ermeniler Ağrı'yı terk etmiş, küçük kiliseler kullanılmaz olmuştu. Harita şubesine Karakilise'nin "Karaköse" olarak tashih edilmesi (düzeltilmesi) ve izin için de Harbiye Nezareti (Savunma Bakanlığı)'ne yazılar yazıldı. Bu istek üzerine, Kasım 1919'da Karakilise adı, KARAKÖSE olarak değiştirildi. 1938'de sınırları içinde bulunan ve Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı dağından ötürü Karaköse adı AĞRI oldu.

                                           CUMHURiYETiN İLK YILLARINDA AĞRI

   Cumhuriyetin ilk yıllarında il merkezi Beyazıt'tı. Beyazıt Vilâyeti; Diyadin, Iğdır, Kulp (Kulep /Tuzluca), Karaköse, Toprakkale (Eleşkirt) ve Tutak (Antâb) kazalarından oluşuyordu. Merkez kaza Beyazıt'ın Musun, Diyadin'in Taşlıçay, Iğdır'ın Aralık, Kulp'un Ugurcu (Bernaut), Karaköse'nin Hamur, Tutak'ın Sepki nahiyeleri, Vilâyetin toplam 754 köyü vardı.
  İlin toplam nüfusu 89 bindi. Halkın geçimi tarım ve hayvancılık üzerine idi. Ticaret fazla geliş-memişti. Ticarî amaçla üretilen ürün, hayvan mahsulâtı ve satılık canlı hayvan, Kars, Erzurum ve Revan'a gönderiliyordu. Vilâyet merkezi ve Iğdır'da birer Ticaret odası vardı. İlde şirket ve fabrika yoktu. Sadece Kulp ve Karaköse (Hamur)'da birer tuzla, Eleşkirt'te kömür madeni yatağı işle-tilmekteydi. İldeki 18 resmî okulda 883 öğrenci vardı. Halk kendi ihtiyacını kendisi karşılamaya çalışıp dışa kapalı ve basit bir hayat yaşıyordu. İlin hayvan varlığı 3 milyonun üzerindeydi.
   1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulunca Beyazıt vilâyet olarak kaldı. Beyazıt, as-kerî sebeplerden geliştirilerek vilâyet yapılmıştı. Yurdumuz düşmanlardan temizlendiğine, silâhların değişip kale ve surlar hükümsüz kaldığına göre, vilâyet merkezinin coğrafi, ekonomik ve ulaşım yönünden uygun bir yere taşınması gerekiyordu. Zira Beyazıt, ilçelere oldukça uzakta, alt yapısı ve ulaşımı (Eski Beyazıt'ın) çok yetersizdi. Bu sebeple Doğubayazıt, 1927 yılında ilçeye dönüştürüldü. Karaköse il oldu. Beyazıt'ın adı 1934 yılında DOĞUBAYAZIT olarak değiştirildi. İlçe merkezi 1936'da 5 km. batıda kendi adıyla anılan ovaya, yani şimdiki yerine taşındı.
   Cumhuriyet'in dördüncü yılında Ağrı'da hiç beklenmedik bir olay oldu. Musul petrol bölgesini elde edemeyen İngilizler, İran Şahı Pehlevî ve hükümetinin de desteğini alıp, Ermeni Hoybun Cemiyetinin elemanlarım harekete geçirerek 1926 yılında Ağrı dağı isyanını çıkarttılar. İngiltere, henüz Kurtuluş Savaşı'nın yaraları sarılmadan, Türkiye'yi siyasî istikrara kavuşmamış bir ülke olarak dünya kamuoyuna göstermek istiyordu. Şeyh Sait İsyanının benzerini burada çıkarmıştı. Bu iş için Orta Doğu casusu Lavrens etkili oldu ve hareketin içinde bulundu. Eylül 1930'da isyancılar ikna edilip fazla kan dökülmeden durum sakinleştirildi. Önceleri Ağrı'ya bağlı olan Iğdır ve Tuzluca ilçeleri 1934 yılında Kars'a, 1936'da Patnos ilçeye dönüştürülüp Ağrı'ya bağlandı. 1954 yılında Taşlıçay, 1958'de Hamur ilçe oldu. Tarihî ve coğrafî yapılar hariç, halen Ağrı'da görülen pek çok şey Cumhuriyet döneminin ürünüdür.

                                   AĞRI İLİNİN YERİ VE COĞRAFİ KONUMU

   Ağrı, yurdumuzun doğusunda, İran'a sınır illerimizden biridir. Grenwich ölçeğine göre 39° - 40" kuzey paraleli, 42° - 45° doğu meridyenleri arasında bulunmaktadır. Ağrı'nın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin içindedir. Yukarı Murat Havzası'nda yer alan ilin yüzölçümü 11.376 km2 dir. Türkiye'nin tamamı içinde % 1,4'lük bir alan kaplar.
İlin doğusunda İran, kuzeyinde Iğdır ve Kars, batısında Erzurum ve Muş, güneyinde Bitlis ve Van illeri vardır.
   İl toprakları coğrafi yapıya uygun olarak batıdan doğuya doğru daralmaktadır. Genişliği; batıda Sacdağından (Eleşkirt Yayladüzü köyü) Küçük Ağrı dağının doğu eteğine (İran sınırı) kadar yaklaşık 190 km., kuzey-güney doğrultusunda ise, kuzeyi Aşağı dağ (Ahtalar gediği), güneyi Pat-nos Armutlu köyü arası 115 km.'dir.
Ağrı-İran arasındaki sınır yaklaşık 75 km.'dir. Gürbulak Gümrük kapısı bu sınır (Doğubayazıt-Mako arası) üzerindedir ve Edirne Kapıkule Gümrük kapısından sonra Türkiye'nin ikinci önemli gümrüğüdür.
   İl topraklarının ana çizgilerini yüksek dağlar ve bu dağlar arasında yerleşmiş geniş çukur - düz alanların oluşturduğu yerler ve yayla görünümündeki engebeli araziler oluşturur.
   Ağrı, Doğu Anadolu Bölgesi'nin coğrafî karakterini taşır. Arazinin % 66'sının dağlık ve engebeli oluşu, kışları iklimin soğuk geçmesi, nüfus seyrekliğine ve ekonomik geriliğe sebep olmuştur.
   Yurdumuzun en yüksek volkanik kütleleri (Ağrı, Süphan, Tendürek, Kösedağ gibi) Ağrı'daki sı-radağlar üzerinde veya yakınındadır. Doğubayazıt, Eleşkirt-Karaköse, Tutak ve Patnos ovaları birer çöküntü havzalarıdır.
   İl toprakları Diyadin'den itibaren batıya ve Murat nehrine doğru meyilli olup, ekseni, kaynakları ve yatağı burada bulunan Murat suyu vadisini meydana getirir. Bu vadi boyunda boğazların birbirinden ayırdığı ovalar sıralanır. Doğubayazıt ve Patnos bu alanın dışında kaldığından toprak yapıları ve iklimleri kısmen farklıdır.

                                                       YÜZEY ŞEKİLLERİ

   AĞRI DAĞI
  Büyük Ağrı Dağı: Büyük ve Küçük Ağrı dağları; Türkiye, İran ve Nahcivan devlet sınırlarının birleştiği bir noktada yer alır. Küçük Ağrı doğuda, Büyük Ağrı batıdadır. Her ikisine birden Ağrılar denir. Doğubayazıt ovasının kuzeyinde, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Ana kütleyi Büyük Ağrı oluşturmaktadır. Her ikisinin yamaçlarında oluşmuş pek çok parazit koniler vardır.
  Türkiye'nin en yüksek dağı olan Büyük Ağrı dağı (5.137 m.) sönmüş volkanik bir yanardağdır.
Ağrı Dağı, Aras güneyi dağının ucu ile bağlantılıdır. Ağrı dağı ile bu sıradağı birbirinden Pamuk gediği ayırmaktadır ki, Doğubayazıt - Iğdır karayolu buradan geçer.
  Ağrı dağının kuzey batısındaki Iğdır ovasından yüksekliği 4.500 m., güneydeki Doğubayazıt düzlüğünden nispi yüksekliği ise 3.400 m.dir. Bu fark, Iğdır ovasının çukurda oluşundandır.
  Ağrı Dağı, küçük tepeler teşkil etmeden, birdenbire tek başına yükselerek dünya volkanlarının en görkemlisi olmuştur. Dağın zirvesinde kar ve buzlarla kaplı bir krater vardır. Bundan ötürü dağın tepesi yaz-kış devamlı karla kaplı olarak beyaz görünür. Büyük Ağrı'nın üzerini sık sık bulut örter ve tepe tarafına yazın dahi kar ve yağmur yağar.
  Ağrı dağı yaklaşık 17 km. yarıçapında bir taban üzerine oturmuştur. 1.188 km2 yer kaplamak-tadır. Çevresi 128 km.dir. Dağın tepe tarafı üççataldır ve en yükseği Iğdır'a bakandır. Kar sınırı 4.000-4.500 metreden başlayan dağ, geniş bir alana egemen olduğu için, Karaköse'nin birçok yerinden, Iğdır İlinin ve Nahcivan'ın her tarafından, Van, Erzurum, Kars, Ermenistan ve İran'ın yüksek yerlerinden görülmektedir. Bu dev kütlenin yakından görünüşü heybetli ve etkileyicidir.
  Dağ bir sünger gibi kendi suyunu kendi içine çekerek emer. Dağın emdiği suların bir kısmı Serdarbulak, Yakup, Örtülü ve Ganigork (Topçatan) kaynakları ile dışarı çıkar. Ancak yarık bulamayan kar suları dağın eteklerine doğru akar. Dağ eteklerine yaylaya çıkan göçebeler, dağda çok sayıda bulunan evcil ve yabanî hayvan bu sulardan faydalanır.
  Büyük Ağrı'nın kuzey yamacında ve 4.000 m. yükseklikte Küp Gölü adında bir krater göl var-dır. Çeşitli ülkelerden gelen dağcılar, Hz. Nuh'un gemisini hep bu göl kenarında aramaktadır.
  Dağın zirvesinde ağustos ayında bile ısı, -6 dereceden aşağı düşmez. Yaz mevsiminin sıcak günlerinde normal ısı sıfırın altında -6°-10° arasında olur. Yaylası bol, otlaklarının her mevsimde otlan gürdür. Ağrı dağının yamaçlarında ağaçsı bitki örtüsünün çok seyrek olduğu dikkati çeker. Bazı kesimlerde bodur huş ağaçlarına ve ardıç çalılıklarına rastlanır.
Kışın Doğubayazıt ovası karla örtülü olduğu halde, Ağrı dağının güneydoğu, güney ve güneybatı yamaçlarında kar tutmayan pek çok yer vardır. Kışın buralar "kışlak" olarak kullanılıp koyun otlatılır. Bilhassa inek vadisindeki mağaralar, yüzlerce koyunu barındırabilecek genişliktedir.
  Tarihî belgeler, Dede Korkut Hikâyeleri ile İstahri ve Mukaddesi gibi Arap yazarlarının verdik-leri bilgilere göre, önceki yüzyıllarda Ağrı yamaçlarının ormanlarla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde iyice çıplak bir durum kazanan Ağrı dağının etekleri, çevresine tesbih taneleri gibi dizilen köylerde çok sayıda beslenen hayvanlara aşırı otlatma yüzünden iyice çoraklaşmakta, hatta erozyon baş göstermektedir. Hafif bir rüzgârda Örtülü, Çiftlik, Türkmen ve Gölyüzü köyleri çevresinde kum fırtınası başlamaktadır.

   KÜÇÜK AĞRI DAĞI:
  Ağrı dağının volkanik kütlesi temelde birdir, sonradan iki büyük koniye ayrılır. İşte bu konilerden doğudakineKüçük Ağrı dağı adı verilir. Büyük Ağrı'nın hemen yanı başında yükselen Küçük Ağrı Dağı, oluş ve yapı bakımından Büyük Ağrı'ya benzer. Bu, diğerinin tersine, sivridir, tam bir konik çadır şeklindedir. Küçük Ağrı daha sivri, büsbütün susuz ve çıplaktır. Her iki volkan dağın doruk çevresinden dört yana doğru derin, sarp yamaçlı ve dar vadiler uzanır.
  2 500 metreye kadar ortak bir taban üzerinde yükselen iki koniyi, yani Büyük Ağrı ile Küçük Ağrı dağını 14 km. uzunluğundaki Serdarbulak geçidi (2 687 m.) ayırmaktadır. Bu iki dağ arası kısa boylu ağaçlarla kaplıdır. Küçük Ağrı'nın karı yaz ortalarında tümüyle kalkar.
  Küçük Ağrı'nın tam tepesinde kraterin ağzında göl halinde su birikirse de, bu çukurluğun suları yazın kurur. Yamaçlar diktir, fakat çoklukla kayalık değildir.

   Ağrı Dağının Tarihî ve Kültürel Özellikleri:
  Ağrı Dağı, Doğu Anadolu'nun, özellikle Ağrı vilâyetinin simgesidir. Ağrı Dağı yöresinde tarihin çeşitli devirlerinde yaşayan kavimler, bu görkemli dağa kutsal bir yapı gibi bakmışlardır.
  Ağrı, aynı zamanda dünyanın sayılı dağlarındandır. Nuh tufanına ve Nuh gemisi aramalarına konu olduğundan, özellikle yabancı dağcıların ve din adamlarının ziyaretgâhı olmuştur. Bu dağın Türk tarihinde ve edebiyatında da müstesna bir yeri vardır.
  Tevrat'ta ve bazı kitaplarda Nuh'un gemisinin tufandan sonra Ararat dağına oturduğu yazılıdır. Kur'an-ı Kerim'in Nuh sûresinde Cûdi dağında olduğu belirtildiğine göre Ağrı Dağında veya başka yerlerde gemi aramak boşunadır. Acaba Ortadoğu'nun çatısı durumunda olan Ağrı Da-ğının adı, tufan olduğu zaman "Cûdî" miydi? Veya Ağrı'nın güney karşısında gemi siluetinin olduğu Meşar dağının eski adı Cûdi midir?

   Ağrı dağının bütün dünyaya ün salmasının başka sebepleri şunlardır:

  Ağrı, Avrupa'nın bütün zirvelerinden yüksektir. Bu dağın bir özelliği de, yekpare bir kütle halinde birdenbire yükselmesidir. Bu, dünyanın belki en muazzam dağ manzarasıdır. Himalaya ve And'lar gibi ulu dağlarda yükselme tabaka tabaka olduğu için, tek başına birden yükseliveren Ağrı Dağının heybetinden mahrumdurlar.
  Ağrı iki ayrı krater başıyla birbirinden ayrılır. Bu yapı Ağrı'ya ayrı bir güzellik ve çekicilik kazandırır. Böylesine görkemli ve ilginç iki dağ dünyanın hiçbir yerinde yoktur.
Korkunç ve azametli görünüşü ile Ağrı Dağı, her devirde birçok milletin dikkatini çekmiştir. Nuh'un gemisinin burada karaya oturduğu sanıldığından, adı bütün dünyaca bilinir. Bilginler Nuh'un gemisinin enkazının Ağrı dağında olduğunu, Kur'an'da adı geçen Cûdî dağının olabileceğini iddia etmektedirler.
  Ağrı dağına değişik adlar verilmektedir:
  Türkler: Eğri dağ Ağrı Dağı, kire İranlılar: Küh-i Nuh
  Araplar: Cebel al-haris (Büyük Ağrı), Ermeniler: Masik, Ararat
  Batılılar: Ararat

  5. yüzyılda acemce kökenli Almanca bir ad Archenberg / Arşenberg (Göğe değen dağ) olarak bilinmiştir.
  Ağrı çok taşlık, kayalık; saklanması ve çevreyi gözetlemesi kolay olduğundan, bazen de kaçak ve asilerin sığınağı olmuştur, iki kartal yuvası gibi göğe yükselen Ağrı Dağları, efsanelere en çok konu olan dağdır. Geçimsiz iki bacı efsanesi, Âdem ile Havva efsanesi, Nuh'un Gemisi efsanesi bunların en çok bilinenleridir.
  Anadolu dağlarının başı sayılan bu dağ, dünyamızın da belli başlı dağlarındandır. Ağrı sadece Türkiye'nin en yüksek dağı değil, aynı zamanda bölgenin tarihi, coğrafyası, iklimi, folkloru ve toplum hayatı üzerinde büyük etkisi olan bir tabiat harikasıdır. Bu dağ, sır doludur, kültür doludur... Bu yüce dağın bağrında nice efsaneler saklıdır. Bunlar, yukarıda belirtilen efsanelerden ayrı olarak; dağ anaları, kar adanılan, dağ canavarları, şahmaran ve aşk hikâyeleridir... Özellikle mitolojik içerikli olanlar ve Nuh'un gemisi efsanesi, halkın hayal zenginliğinde şekillenerek kalıplara sokulmuştur. Halk, ağzı-dili olmayan bu koca dağı dillendirmiştir. Âdem ile Havva'dan başlayıp günümüze kadar devam eden birçok dinî, efsanevî, bazı toplumsal ve aşk olaylarına konu olmuştur.
  Ağrı ve Aladağ'da Oğuz, Arsaklı ve İlhanlılar'ın yaylakları vardı, ilhanlılar sevinçli günlerinde, toplantı-bayramlarda kurultaylarını burada yaparlardı. Yazı buradaki yazlık saraylarda geçiren İlhanlılar, bütün Anadolu ve İran'ı buradan idare ederlerdi. Ağrı, İran- Kafkasya ve Anadolu üçgeninin tam ortasında bulunduğundan zaman zaman değişik devletlerin kontrolünde olmuş, 400 yıldan fazla Osmanlı Devleti'nin milli sınırları içinde kalmıştır. 1878 Berlin Antlaşmasından sonra ve 1. Dünya Savaşı sırasında Türkiye, Rusya ve İran arasında paylaşılmıştır.
  XX. Yüzyılın başında Büyük Ağrı Dağının güney tarafı Türkiye'ye, kuzeyi Rusya'ya ve Küçük Ağrı'nın doğu cephesi de İran'a ait bulunuyordu. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 16 Mart 1921'de Moskova, 13 Ekim 1921 tarihinde Kars antlaşmaları ile sınırlar belirlenerek Türkiye-Sovyetler birliği hududunun Aras nehrinden geçirilmesi üzerine, Büyük Ağrı dağının kuzeyi de Türkiye toprakları içine alınmış oldu. 1923 ve 1932 yılında yapılan hudut düzeltmesiyle Küçük Ağrı dağının tamamı Türkiye sınırlan içerisindedir.
  Gezi ve coğrafya kitaplarında da Ağrı Dağına çok yer verilmiştir. Arap coğrafyacısı İstahri yazdığı kitabında Ağrı'da pek çok orman ve av hayvanı olduğunu belirtir. Mukaddesi, Ağrı dağının yamaçlarında 1000'den fazla köy bulunduğunu yazar. X. yüzyılda yaşamış olan tarihçi Thomas, Ağrı Dağı çevresinde geyik, yaban domuzu, arslan ve yaban eşeği gibi hayvanların çok bulunduğuna işaret eder. 13. yüzyılda Marko Polo da "Nuh'un dağı"nda araştırma yapmış, seyahatnamesinde bahsetmiştir.

  Gemi Arama, Turizm ve Dağcılık Yönü ile AĞRI
Ağrı dağı kutsal ve yüksek bir dağ olduğu için son iki yüzyılda coğrafyacı ve dağcıların dikkatim üzerinde toplamıştır. Dünyada en çok sözü edilen dağ olması sebepsiz ve boşuna değildir. Nuh'un gemisinin tufandan sonra karaya oturduğu yerin bu dağ olduğu inancı, Hz. Âdem ile Havva'nın yaşadığı İrem Bahçelerinin dağın kuzeyindeki Aras vadisinde bulunduğu, Tevrat'ta adı geçen Ararat dağı ile Kur'an da belirtilen Cûdî dağının bu dağ sanılması ve efsaneye çok konu olması... gibi nedenlerle dağ, inceleme ve çıkışlara sahne olmuş, Nuh'un gemisi hep burada aranmıştır. Bilginler Nuh'un gemisini aramaya yüzyıllar öncesinden başlamışlardır ve üzerinde durulan tek yer Ağrı dağıdır.
  Ayrıca dağın doruğuna ulaşma zorluğu, uzaktan muhteşem görünüşü ve özel bir coğrafî yapısı vardır. Ağrı dağına şimdiye kadar pek çok insan çıkma girişiminde bulunmuş, çoğu başarı ile dönmüş, bir kaçı da buz ve kayalar üzerinden yuvarlanarak ölmüştür.
  Ağrı Dağına ilk bilimsel çıkış 1829 yılında Ruslar tarafından, ikinci defa aynı yıl (19 Ağustos 1829) Dorpat Üniversitesi profesörlerinden Friedrich Parrot ekibince yapılmıştır.
Geminin izlerine rastlandığı ilk defa Parrot'un zirveye ulaşmasıyla ortaya atılmıştır. Daha sonra Rus astronomi bilginlerinden Spaski Antonomov 1834 ve 1845 yıllarında, İngiliz Seymon 1835 yılında, Wagner ve Abich 1845 yılında, Albay Chodsko 1850 yılında, İngiliz R. Stuart ve Monteith 1856 yılında dağa tırmanmışlardır. Bu çevre hakkındaki incelemeleri ile ünlü Kafkasya seyyahı Radde de birçok kez Ağrı'ya çıkmıştır.
  1876 yılında İngiliz Lord Bruyce dağın 4000 m. üzerinde tahta parçalan bulduğunu söylemiştir. 1887 yılında John Joseph Nouri ve ekibi kayalara saplanmış, yarısı buzla kaplı gemiye rastladıklarını iddia etmişlerdir.
  1916 yılında bir Rus pilotu olan Viladimir Ros-kovski, dağın kuzey doğusunda gemi kalıntısı gördüğünü Rus çarına iletmiştir. Rus Çarı da araştırma için heyet göndermiş, ekibin çektiği resimler ve bulunan parçaların daha sonra kaybolduğu açıklanmıştır.
  1936 yılında Yeni Zelandalı dağcı H. Knigth dikdörtgen kalas parçalan gördüğünü söylemiştir.
  Cumhuriyet devrine kadar Ağrı'ya çıkanlar arasında bir Türk ismine rastlanmamaktadır. İlk kez 1934 yılında Ağrı civarında bulunan Hudut Dağcılık Tugayımız ağustos ayında dağa çıkmayı başarmış, 1940 yılında dağa eğitim amacıyla çıkan Tugayımız Atatürk'ün büstünü ve bayrağımızı 5 156 rakımlı tepeye dikmiştir. 1937 yılında o tarihte Ağrı'da binbaşı olarak görev yapan Cevdet Sunay (5. Cumhurbaşkanımız) ile 15 subay ve 15 er tepeye çıkmayı başarmıştır.
  29 Temmuz 1968'de Albay Turhan Selçuk başkanlığında 18 subay, 16 astsubay ve 112 erden kurulu dağ taburu Ağrı'nın doruğuna çıkmıştır.

  Nuh'un Gemisinin İzi:
  11 Eylül 1959 günü harita yüzbaşısı İhsan Durupınar, Doğu bölgesinin havadan çekilmiş foto-metrik haritalarını tetkik ederken ilginç bir resim buldu. Resim bütün dünyayı ilgilendiriyordu. Bunun Nuh'un gemisi olma ihtimali vardı. Bu tarihten sonra Ağrı dağı ve Telçeker köyü üstünde-ki heyelan bölgesinde gemi aramaları hızlandı.
  Heyelan bölgesi, Ağrı dağının tam güney karşısında, Doğubayazıt-Gürbulak yolunun güneyinde, Telçeker ve Üzengili köylerinin yamaçlarındadır. Burada gemi biçimli bir şekil vardır ki, harita yüzbaşısının üzerinde durduğu toprak şekil budur. İlk bakışta gerçekten gemiye benzeyen bu yapının heyelanın etkisiyle mi, yoksa Nuh'un gemisinin karaya oturduğu yer mi olduğu henüz tartışma konusudur. Şekil Nuh'un gemisi olması kadar ilginç olmakla beraber, doğal anıt niteliğindedir. Yerkabuğunun bir oyunu sonucunda oluşsa dahi, şekil yerbilimleri açısından da ilginçtir.

  Nuh'un Gemisinin Fiziksel Özellikleri
  o Gemi kütlesi, sürekli heyelan olan ve akıntının bütün şiddetiyle devam ettiği yamaçta olduğu halde, yerinde sabit kalmış, şekil bozulmamıştır.
  o Kütlenin biçimi, insanoğlunun yaptığı ilk gemilere benzerlik göstermektedir. Baş tarafı çok dar, orta genişçe, arka kısmı ortaya göre daralmış haldedir.
  o Boyut olarak 165 m x 50 m. x 13 m. ölçüsündedir. (Bu rakamlar, kutsal kitaplarda belirtilen ölçülere uymaktadır.)
  o Çevresini oluşturan toprak malzemeye kıyasla; gemi kütlesinin malzemesi kuvvetli bir fiziksel mukavemete sahiptir.
  o Gemi içinde ve yüzeyinde üç ayrı seviyede dizilmiş, eşit aralıklarla dağılmış ve fiziksel farklı-lıklar gösteren bölümler mevcuttur.
  o Geminin muhtelif yerlerinde gemi direklerini andıran simetrik boşluk ve tümsekler vardır.
  o Doğubayazıt Meşar / Mahşer (Üzengili) köyünün kuzey doğusundaki vadide bulunan gemi kalıntısı, insanı şaşırtacak niteliktedir. Bilhassa Amerikalı araştırıcıların dikkatini çeken kalıntı, re-simde görüldüğü gibi, tıpkı gemi güvertesine benzemektedir. Kalıntı etrafındaki toprak, yıllardır heyelan ile Telçeker köyüne kaydığı halde, geminin oturduğu toprak kütlesi aynen kalmaktadır.

  "AĞRI" ADI NEREDEN GELİYOR?
  Ağrı dağının adı zaman zaman değişik söylenmiştir. Çeşitli tarihlerde Ağrı'ya, Argı, Han Argı, Han Ağrı, Argurı, Arkuru, Ark dağı, Argı dağı denilmiştir. Selçuklular buraya yerleştikten sonra Eğri dağ, bilahare Ağrı dağ adını aldı. Zamanla Ağrı Dağı, şekline dönüştü. Halk bazen Kire / kıra olarak da ad vermektedir.
  1938'den beri İl, sınırları içindeki Türkiye'nin bu en yüksek dağı olan Ağrı Dağına izafeten AĞRI olarak isimlendirilmektedir.
  Bugün Batılılar ve Ermeniler Ağrı'ya Ararat diyorlarsa da, bu adlandırma kasıtlıdır. Bazı din kitaplarında ve tarihlerde geçen Ararat yanlış olarak kullanılmaktadır. Tevrat'ta "Ararat dağları" adı bir kez geçmekte, Ararat ülkesinden üç yerde bahsedilmektedir. Ararat, Urartular ile ilgili bir terimdir. Urartuların adı Tevrat'ta "Ararat" diye geçiyor.
  "Urartu" adının bu kavme, güneydeki Samiler tarafından verildiği ve bunun "Ur-Ar-tu" (Yukarı ülke, yüksek memleket) manasına geldiği ileri sürülmektedir. Hatta bu isimdeki "Ur" (yukarı, yüksek) kelimesinin Sümerceden geldiği ve Akadlılarca Dicle-Fırat yukarılarının "Yukarı Memleket" manasına böylece anıldığı kanaatine varılmıştır. Bu yüzden, Urartu ülkesinin en yüksek dağlarına da "Ararat Dağları" ismi verilmiş bulunuyor. Sonradan Musevilerle Hıristiyanlar "Tevrat" tan alarak bu adı Ağrı dağına âlem etmişlerdir.
  Küçük Arsaklı devleti zamanında memleket başlıca 15 eyalete ayrılmış; bunlardan hükümdarın yazlık ve kışlık başkentlerinin bulunduğu yukarı Aras boyu ve Ağrı Dağı çevresine ARARAT eyaleti adı verilmiştir.
  Anlaşılacağı gibi, Ararat, Ağrı dağının adı değil, bu bölgenin Urartu ve Arsaklılar zamanındaki adıdır. Ağrı Dağının Eski Türkçe'de "yüksek" anlamına gelen ağrı ve ağrû kelimesinden geldiği öne sürülmektedir. Ayrıca ağrı kelimesinin Arapça'da "muhteşem" anlamındaki ağra ile ilgili olduğu da belirtilmektedir. Bu adlar, zamanla söylene söylene halk arasında Ağrı dağı olarak benimsenmiştir.

  Tendürek Dağı:
  Tendürek, yakın bir jeolojik zamanda sönmüş taze volkanik dağlardandır. Volkanik koni şeklindedir ve büyük, derin bir krateri vardır. Bazı yerlerinden ara sıra sıcak gaz-lar ve su buharları tütmektedir. Dağın Tendürek adını alması, bölgedeki evlerin ocağını oluşturan tandıra benzemesidir.
  Tendürek dağı çok geniş bir alana yayıldığı için etekleri yayla olarak kullanılır. Sıcak ve soğuk kaynak suyu boldur. Sıcak suları kükürtlüdür. Diyadin kaplıcaları, bu dağın kuzey eteklerinin bittiği yerdedir. Murat nehrinin bir kaynağı buradan çıkmaktadır.
  Tendürek dağı, Ağrı - Van arasında yükselir ve doruğu ile tamamına yakını Ağrı sınırlan içinde kalır. Kuzeyinde Doğubayazıt ovası ve Diyadin, güneyinde Çaldıran ovası yer alır. Yanardağ etkinliği henüz sona ermeyen Tendürek dağının yapısına bazalt, andezit, tüf ve taşlaşmış küller egemendir.

  Süphan Dağı:
  Van gölünün kuzey batısında, Ağrı dağı gibi sönmüş volkanik dağ olan Süphan 4 058 m. yüksekliği ile yurdumuzun üçüncü yüksek dağıdır. Van gölü kıyısında heybetli bir şekil-de yükselen Süphan dağında lav kalıntıları ve tüf yığılma alanları vardır. Doruk bölümündeki büyük krater göl, daire biçimindedir ve yazın son aylarında buzdan suya dönüşür. Bu suya Kırklar gölü denir. Dağın en üst kısımlarında kalın kar örtüleri ve buz yığınları bulunmaktadır.
  Süphan dağı çok sıvı lavlardan, sünger taşlardan ve küllerden oluşmuştur. Her tarafından tepe-den aşağılara dik meyiller iner. Çok taşlı ve kayalıktır.
  Süphan dağı, Bitlis ili sınırları içindedir, fakat etekleri çevre illere taşar. Bazı etekleri Muş, Bu-lanık ve Malazgirt'e; kuzey etekleri Erciş'e uzanırken, kuzeydeki bir kısım batı etekleri de Patnos ovasına doğru yayılır. Patnos'a bakan eteğindeki Sansu'nun geçtiği ova, sazlıklar ve kuzeye doğ-ru uzanan Pani yaylası öteki dağlar gibi verimli yerlerdendir. Dağın eteğinde sıralanmış ve Pat-nos'a bağlı köyler bunlardan faydalanır.

  Kösedağ:
  Eleşkirt ovasının batısında yükselen dağdır. Büyük bir kubbe şekli gösteren Kösedağ, Aras Güneyi dağlarının en yüksek noktasıdır. 3 433 m. yüksekliğe sahip bu volkanik dağın en yüksek yeri iki çataldır. Kuzeydekine Büyük Kösedağ, güneydekine Küçük Kösedağ denir. Kösedağ'ın yamaçları diktir, kayalık yerleri çoktur. Eleşkirt çevresindeki dağlara göre, sarp, suyu az, otu kıt bir dağdır. Bu özelliğinden ötürü "köse" sıfatım almıştır. Kösedağ'ın ova ve vadilere yakın eteklerinde Ahlât ve yabani meyve ağaçlarına, çalılık ve orman kalıntılarına rastlanır.

  Aras Güneyi Dağları:
 Batıda Erzurum'un Karayazı ilçesinin kuzey doğusundaki Çakmak dağından başlar. Eleşkirt, Ağrı, Taşlıçay, Diyadin ve Doğubayazıt'ın kuzey yönünde uzanarak Ağrı dağına kadar devam eder. Bu dağların genel adı Aras Dağlan / Aras Güneyi dağlarıdır. Kuzey kanat dağları da denir. Uzunluğu 250 km.'dir.

  Tahir Dağları:
  Çakmak zirvesi ile Kösedağ arasındaki dağlardır. Tahir bucağının çevresinde bulunan bu dağın üzerinden 1976 yılına kadar Türkiye-İran transit yolu geçmekteydi. Bu dağlara Kayışkıran dağları da denilmektedir. En yüksek yerleri, Sac dağı, Tahir dağı, Kocakuran tepe ve Çatkösedağ'dır. Çat gediğine doğru uzanan kısmına Koçoğlu dağları adı verilmektedir.

  Mergezer (Taşkom) Dağları:
 Eleşkirt ovasının kuzeyini çevreleyen dağlardır. Kösedağ hiza-sından doğuya doğru düzgün kabarıklar halinde yükselir. Boztepe en yüksek noktasıdır. Tutak halkı ve Kağızmanlılar "Eleşkirt dağlan" adını verirler.

  Çemçe Dağları:
  Merkez İlçe'nin kuzeyinden başlayıp Balık gölüne kadar devam eden dağlardır. Üzerinde geniş yaylaların olduğu bu dağların yüksek yerleri; Aşağı dağ (3 274 m.), Ziyaret dağı (3 000 m.), Bayır tepe (2 655 m.), Mermer tepe, Perili dağ (3 231 m.) dır.

   Çift Öküz (Solhan) Dağları:
  Balık gölünün doğusundan itibaren Musun ve Doğubayazıt ova-larının kuzeyini çevreleyen dağlardır. Burada birçok yüksek tepe, yayla ve gedik vardır. Hama (Çengel) dağı (2 979 m.), Kale tepe (3 196 m.), Pamuk dağı (2 597 m.) Zor dağı, Yalıntaş dağı, Durak dağı (2 806), Balıkgöl (Mozik) dağı (2 799 m.), Kızılziyaret dağı ve Korum dağları en yüksek yerleridir. Dağ, balık gölünün doğusunda iki kola ayrılır. Musun ovasının güneyinde kalan Arı dağı (2 934 m.), Şiştepe (2 483 m.) ve Mozik dağları, Diyadin'in kuzey doğusundaki İpek gediğine doğru gitgide alçalır.

   Çakmak ve Aladağ:
  Erzurum'un Karayazı ilçesinin kuzeyinden başlayarak Eleşkirt ve Ağrı'nın güneyinde devam eden, Hamur'da iyice alçalıp Murat nehrini geçtikten sonra Taşlıçay, Diyadin ve Doğubayazıt'ın güneyinde uzanan sıradağdır. Tutak ve Patnos ilçelerinin kuzeyinde yer alır. Bu sıradağın belli başlı bölümleri şunlardır:
 
   Mirgemir Dağları:
  Eleşkirt ovasının güney batısında, Ağrı-Erzurum karayolunun güneyindeki dağlardır. Çakmak dağının doğuya uzanan koludur. Dağ üzerinde küçük krater göller vardır. Te-kir (Geli) dağı (2 350 m.), Hayrangöl tepe (2 850 m.) Karakoyun tepe (2 705 m.) önemli zirveleridir. Dağın üzerinde orman kalıntıları ve korunmaya alınmış ağaçlıklar vardır.

  YAYLALAR
  Ağrı'da dağlık arazinin büyük bir kısmı yayla olarak kullanılır. İl topraklarının % 10'unıı kapla-yan yaylalar, özellikle hayvancılık yönünden büyük önem taşırlar. Bunlar geniş otlaklarla kaplı dağ düzlükleridir. Yaylalara bazı yerlerde yurt denir ki, bu yayla anlamına geldiği gibi, yazın kalınan yer anlamına da gelir. Ağrı'daki yaylaların ünlüleri şunlardır:

  Mirgemir-Çakmak (Kılıç) Yaylaları: Eleşkirt ile Tutak Elmalıdere arasında, Hamur deresine ve Murat suyuna doğru uzanan dağ hattı üzerindedir. Otu ve suyu boldur. Hayvan beslemeğe elverişlidir.
  Davul Yaylası: Eleşkirt ve Ağrı ovalarının kuzeyini çeviren sıradağ üzerindeki yayladır. Bol otlağı, temiz ve soğuk sulan vardır. Halk buraya "Dehol yaylası" da demektedir.

  Sinek Yaylası: Aladağ yaylasından sonra ikinci büyük ve önemli yayladır. Ahtalar gediği ile Balık gölü arasındaki geniş alanlardır. Ön Sinek adı verilen bölümün suları Aras'a, Arka Sinek'in suları Murat'a doğru akar.
  Suyu bol, ilkbahar ve sonbaharda çok yağmur alan bu yaylada çok kuvvetli, biçilecek derecede ot ve çayır yetişir. Sinek yaylasına Ağrı, Taşlıçay, Diyadin ve Doğubayazıt köylüleri çıktığı gibi, Iğdır, Tuzluca ve Kağızman köylüleri de çıkar.

  Kraktin Yaylası: Sinek yaylasının Balık gölü doğusunda devam eden bölümüdür. Çift Öküz dağları ile Ağrı dağı eteğine kadar uzanır.

  Aladağ Yaylaları:
  Ağrı'nın güneyinde uzanan Aladağların bir diğer adı da Aladağ yaylasıdır. Birbirine yakın birçok büyük volkanın ürünleri eklenerek bu çok yüksek yaylayı meydana getirmiştir. Hamur vadisinin birkaç km. doğusundan Tendürek dağına, Abağa düzüne kadar geniş alana yayılmıştır. Bu yayla, Doğu Anadolu yaylalarının en tipik engebelilerinden, en yükseklerinden, en ünlü ve en genişlerindendir. Büyük bir kısmının karı ancak mayıs ve haziranda kalkar. Kar eridikçe, yerinden ot fışkırmaya başlar. Iğdır, Kars ve Van'dan bile bu yaylaya çıkanlar olur. Otu, suyu boldur. Ağrı'da beslenen hayvanların yaklaşık yarısı Aladağ yaylasının otlaklarında yetiştirilir. Koyunu ve yağı ünlüdür.

  Pani Yaylası: Patnos'un güney doğusundadır. Çok yüksek olmayan bu yayla, Erciş'in Kocapınar köyüne kadar uzanır. Koyun otlatmaya daha elverişlidir. Katavin Yaylası üzerindeki yayladır. Ayrıca Süphan dağının üzerinde de Patnos'a ait yaylalar vardır ki, bunların başlıcalan; Beyaz kom yaylası, Hasretpınar yaylası, Aşare yaylası, Kıcak yaylası, Keleşkomu yaylası ve Uso komu yaylasıdır. Bu yaylalar Aladağ, Sinek, Dehol ve Kılıç yaylaları gibi büyük değildir.

                            GEÇİTLER ŞEHİR AĞRI'DA GECÎT VE GEDİKLER  Eleşkirt - Doğubayazıt doğrultusundaki il topraklarının etrafı genel olarak dağlarla çevrilidir. Bu sarp ve engebeli dağlar, yüzyıllardan beri ulaşım ve taşımacılıkta en ciddî engeli oluşturmuştur. Ağrı'nın en belirgin özelliklerinden biri kuşkusuz, Merkez İlçe ile ilçeleri birbirine, İl'i İran ve komşu illere bağlayan dağ geçitleridir.

  Tahir Gediği: Eleşkirt Tahir dağları üzerinde, eski karayolunun geçtiği geçittir.
  Eleşkirt Geçidi: Şeryan nehrinin aktığı vadide şimdi kullanılan ve Eleşkirt'in batısındaki geçittir.
  Kılıç Gediği: Eleşkirt ovasını Tutak bölgesine bağlayan bu geçit, aynı adlı dağ üzerindedir.
  Mızrak Gediği: Kılıç gediğinin 16 km. kadar batısındaki gediktir.
  Çat Geçidi: Eleşkirt ve Kağızman arasındaki geçittir.
  Ahtalar Gediği: Merkez İlçe ile Kağızman arasında, Araş ve Murat vadilerini birbirine bağlar.
  Hamur Geçidi: Murat nehrinin aktığı ve Ağrı-Van karayolunun bulunduğu geçittir.
  İpek Geçidi: Diyadin ile Doğubayazıt arasındaki geçittir (2 100 m.). Murat ile Sarısu (Doğubayazıt) havzaları arasında su bölüm ve iklim ayırım çizgisi olan bu gedik üzerinden E-80 karayolu geçer.
  Çilli Gediği: Aras Güneyi dağlarının doğu bölümünde, Iğdır ile Doğubayazıt arasındadır. Yakın zamana kadar Doğubayazıt-Iğdır karayolu bu gedik üzerinden işlemekteydi. 1978'de yol, Ağrı dağının batı eteğindeki Pamuk geçidine alınınca, Çilli tarihi ve stratejik değerini kaybetti.
  Sınır Geçidi: Türkiye-İran sınırında, Gürbulak sınır kapısının olduğu yerdir.
  Teperiz (Çetenli) Geçidi: Tendürek dağının doğusunda Ağrı-Van il sınırı üzerindedir. Eğriçay gediği de denilen bu gedik, 2 600 m. yüksekliktedir.
  Serdarbulak Gediği: Büyük ve Küçük Ağrı arasında, Doğubayazıt ovasının bir bölümünü   Iğdır ve Aralık'a bağlayan bu 2 678 m. yüksekliğindeki geçit, işlek değildir.
   Diğer Geçit ve Gedikler:
  Doğubayazıt / Musun ile Iğdır arasında Kucak gediği, Doğubayazıt-Iğdır arasında Pamuk gediği (l 650 m.)    Diyadin'in güney bölümünü Erciş'e bağlayan Tuci gediği ve Patnos - Erciş arasındaki Ağrı gediği.


   VADİLER
  Şeryan (Güzeldere), Elmalıdere, Cumaçay, Körçay, Taşlısu, Hamur, Derecek, Diyadin ve Kaplıcalar vadisi, İl'in başlıca vadileridir.

   OVALAR
  Ağrı'da ova ve düzlükler çoğunlukla fay kırıkları ve dağlarla sınırlanmıştır. Ovalar çöküntü havzalarıdır vesonradan toprak birikmesi olmuştur.
  Ağrı-Eleşkirt Ovası: İl'in en büyük, verimli, bitek ovasıdır. Çöküntü alanına zamanla suların taşıdığı alüvyonların birikmesiyle oluşmuştur. Her tarafı yüksek dağlarla çevrili, 900 km genişliğindeki ovanın kuzeyini Aras Güneyi dağlan, batısını Tahir dağlan, güneyini Kılıç ve Kan-dildağ kütleleri çevreler. Doğuda Murat suyu boyunca Taşlıçay'ı da içine alarak Diyadin'e kadar uzar.
  Ağrı ovası, dağlardan inen sula


İMKB VERİLERİ

GÜNDEMDEKİLER